APİTERAPİ

Apiterapi; bal arısı (Apis mellifera L.) ürünleri olan bal, polen, propolis, arı ekmeği, arı sütü ve arı zehirinin hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde kullanılması Apiterapi olarak tanımlanır. Apiterapi bir bütündür (arı zehiri, arı sütü, polen, bal ve propolisin  birlikte kullanımı sağlanmalıdır)

Arı Sütü

Arı sütü genç işçi (6–12 günlük yaştaki) arıların yutak altı ve alt çene  (hipofarengel ve mandibular) bezlerinden salgıladıkları ve genç yaştaki larvaları ve ana arıyı beslemede kullandıkları bir gıdadır. İşçi arı ve erkek arı larvaları larva döneminin ilk üç günü arı sütü ile beslenmesine karşın ana arı olacak larvalar bütün larva dönemi boyunca arı sütü ile beslenmektedir. Bu nedenle herhangi bir döllenmiş yumurtadan ana arı mı işçi arı mı oluşacağını belirleyen temel faktör larvaların arı sütüyle beslenme süresidir.

Arı Sütünün Kimyasal Özellikleri

Yıllar boyunca arı sütünün kimyasal yapısı ile ilgili çok sayıda analiz yapılmıştır. Ancak arı sütünün asit yapısı, olağandışı içeriği ve içeriğini oluşturan bileşenlerin karmaşık karışımı nedeniyle yakın zamana kadar çok ayrıntılı bilgilere ulaşılamamıştır. Son yıllarda yapılan arı sütü bileşenleri ile ilgili çalışmalardan elde edilen değerler oldukça uyumludur. Ancak şekerler ve yağlar gibi bazı parametrelerde yüksek varyasyon gözlenmektedir. Elde edilen veriler farklı analiz ve metot ve örnek sayıları kullanılarak farklı bölgelerde ve farklı üretim zamanlarında üretilen arı sütü örneklerinden sağlanmıştır. Farklı coğrafik orijinlerden elde edilen örneklerde analiz sonuçları kompozisyon bakımından bölgeleri birbirlerinden ayırmada bir farklılık göstermemiştir. Benzer şekilde çevre koşullarının ana bileşenleri önemli ölçüde etkilemediği söylenebilir. Genel olarak, arı sütü kompozisyonunun farklı koloniler, arı hatları ve zaman süresince oldukça sabit kaldığı görülmektedir.  Arı sütü salgılayan işçi arıların yaşına ve beslenmesine, arı sütünün toplama ve depolama koşullarına ve analizlerde kullanılan metotlara bağlı olarak arı sütü içeriğinde bazı farklılıklar görülebilmektedir. Arı sütünü oluşturan bütün bileşenler içinde bileşenlerle ilgili en büyük varyasyon muhtemelen şekerlerdedir. Çünkü büyük ölçüde işçi arılar ana arı larvasının yaşına bağlı olarak farklı miktarlarda şekeri arı sütüne katarlar. İz mineraller de diğer bileşiklerden muhtemelen daha fazla varyasyon gösterirler. Çünkü işçi arılar tarafından tüketilen ve metobolik işlem sonucu arı sütüne dönüştürülen polenin mineral içeriği polenli bitki türleri arasında büyük ölçüde farklılık göstermektedir. Arı sütünün temel bileşenleri; su, proteinler, şekerler, lipidiler ve mineral tuzlarıdır (Graham 2003, Sabatini vd 2009). Arı sütü ayrıca çok sayıda minör bileşikler içermektedir. Bu bileşiklerden bazıları heterosiklik maddeler,  biopterin (25μg/g ) ve neopterin (5μg/g), nükleotidler (adenosin, uridin, guanosin, iridin, sitidin), fosfatlar (AMP, ADP, ATP), asetilkolin, glukonikasit arı sütünün bileşenleri arasında yer alır. Arı sütünde herhangi bir bileşiğe atfedilemeyen tanımlanmamış bir fraksiyonun olduğu da belirtilmektedir (Krell 1996, Korkmaz ve Öztürk 2010).

Arı Sütünün Biyolojik Özellikleri ve Kullanımı

Yıllar boyunca arı sütüne; kan damarlarını genişletici ve kan basıncını düşürücü,  yangı giderici, tümör önleyici, yorgunluk giderici, antialerjik, antioksidatif,  antibakteriyel,  bağışıklık sistemini destekleyici, cinsel gücü ve döl verimini artırıcı,  hücre onarıcı ve gençleştirici gibi çok çeşitli farmakolojik özellikler atfedilmiştir(Münstedt ve Georgi 2003, Jianke ve Shenglu 2005). Arı sütünün faydaları hakkında övgü dolu yayınlar olmasına karşın sıralanan bu özelliklerin bir bölümü bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Bu nedenle arı sütünün potansiyel faydalı özellikleri bilimsel olarak kabul görecek metotların uygulandığı araştırmalarla sorumlu bir şekilde açıklanmış olmaya ihtiyaç duymaktadır (Graham 2003).

Arı sütüne özgü yağ asitleri faydalı bileşiklerdir ve arı sütüne olağan üstü bir yapı kazandırırlar. Arı sütü ve onun yağ asitleri özellikle 10-HDA güçlü bir antibakteriyel ve antifungaldır. Polen tanelerinin çimlenmesini önler ve bazı tip tümör hücrelerini öldürür.  İnvitro çalışmalarda arı sütünün Escherichia coli, Bacillus subtilis, Staphylococcus aureus, Micrococcus pyrogen ve Salmonella’ya karşı antibakteriyel aktivite gösterdiği saptanmıştır (Yatsunami ve Echigo 1985). Ancak bu aktivitelerin hemen hemen tamamı yağ asitlerinin pH 5.6 veya daha üstünde nötralize olmasından dolayı ortadan kaybolmaktadır. Bu nedenle arı sütü ya da onun sekiz on karbonlu hidroksi yağ asitleri kan, kas ya da periton boşluğuna enjekte edildiğinde veya tüketildiğinde (arı sütünün olası beklenen aktivitesi mide içindeki asidik çevrede gerçekleşecektir) beklenen potansiyel iyileştirici etkiyi gösteremeyecektir (Blum vd 1959).

En dikkati çekici lipit olmayan bileşik pantotenik asittir ve bu bileşik yüksek düzeyde bulunur. Arı sütünün bazı gonadotropic (yumurtalık ve testisleri uyaran) ya da cinsel fonksiyonu artırıcı etkisinden sıkılıkla bahsedilmektedir. Çünkü arı sütü dünyadaki en üretken organizmalardan biri olan kraliçe (ana) arının tek besin maddesidir. Ancak yapılan bilimsel araştırmalarda arı sütü dişi farelerde gonadotropik etki göstermemiş ve üremede kritik rol oynadığı bilinen en önemli yağda eriyen vitamin olan vitamin E düzeyi bakımından da çok yetersiz bulunmuştur. Benzer şekilde arı sütü erkek hormonu testosteron içermektedir ancak 0.012 ug/g düzeyindeki testosteron içeriği de önemsiz miktardadır (Vittek ve Slomiany 1984)        Arı sütü tüketiminin kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürebileceği ile ilgili görüşler de ilave araştırmaları gerektirmektedir. Arı sütünün antibakteriyel ve diğer yapısal faydaları bakımından en ümit verici uygulama topikal (yüzeye uygulanan) krem şeklideki uygulamadır. Arı sütünün yara iyileştirici, deri temizleyici ve doku onarıcı özellikleri ile ilgili çok sayıda yayın vardır. Arı sütü hem insan hem de hayvanlar için potansiyel bir diyet perhiz maddesidir. Arı sütü yüksek dozda uygulandığı zaman bile toksik ya da mutajenik değildir ve damar içine enjeksiyonunda hafif damar genişletici etkisi vardır.  (Münstedt ve Georgi 2003, Jianke ve Shenglu 2005).

Arı sütü, yukarıda sıralanan yararlı özelliklerinden dolayı diyetlerde ve kozmetik endüstrisinde geniş kullanım alanı bulmuştur. Ülkemizde de son yıllarda, bazı firmaların içinde arı sütü bulunan çeşitli preparatları piyasaya sürdükleri görülmektedir. Arı sütü taze olarak, soğutma veya dondurma hariç işlenmemiş olarak, dondurularak kurutulmuş olarak ve diğer ürünlerle karıştırılmış olarak tüketicilere sunulmaktadır. Pek çok tüketici arı sütünü işlenmemiş, saf halde tüketmeyi tercih etmektedir. Bu şekilde tüketim için satışa sunulacak arı sütlerinin depolama, taşıma ve perakende satış sürecinde 5oC nin altında, koyu cam şişelerde tutulması gerekmektedir. Saf olarak tüketimde genellikle 15–20 günlük bir kür uygulaması ile sabah ve akşamları aç karnına tahta veya plastik bir malzeme kullanarak günde 250–500 mg olacak şekilde dilaltına alınması önerilmektedir. Asya ülkelerinde polen ve bal içeren şişelere katılarak tüketimi yaygındır. Türkiye’de de arı sütü saf halde ve bal, polen ve propolis ile yapılan çeşitli karışımlar içinde kullanılmaktadır. Bal ile arı sütünün karışımı (%1–3 oranında arı sütü) en genel kullanım şeklidir. Bir çay kaşığı karışım 100–300 mg arı sütü içerebilmektedir. Bu şekilde hazırlanan karışımın sabah, akşam aç karnına bir çay kaşığı alınması önerilmektedir. Bazı Avrupa ülkelerinde arı sütü ile zenginleştirilmiş olan diğer bir besin, arı sütü ile benzer asitliğe sahip yoğurttur. Yoğurtla yapılan karışım da (1kg yoğurda 2g arı sütü karıştırma; 125 gramlık kavanozda 250 mg arı sütü) buzdolabında saklanmalıdır. Arı sütünün en yaygın kullanıldığı sektörlerden birisi de kozmetik sektörüdür. Arı sütü pek çok dermatolojik preparatlarda bulunmaktadır. Fakat çoğunlukla deri yenileme ve gençleştirme amacıyla kullanılmaktadır. Ayrıca bazen yarış atlarının performansını artırmak için de arı sütünün taze veya dondurularak kurutulmuş formu kullanılmaktadır (Krell 1996, Korkmaz ve Öztürk 2010).

Propolis

Propolis önemli bir bal arısı ürünüdür. Çok eski çağlarda keşfedilerek doğal bir antibiyotik olarak kullanılan propolis , bal arıları tarafından ağaçların kozalaklarından, kabuklarından, bitkilerin tomurcuk ve filizlerinden toplanan ve çeşitli yağlar, polenler, özel reçine ve mumsu maddelerin karışımından oluşan bir maddedir. Propolis, antimikrobial, antifungal, antiviral, anti-inflamatuar ve anestezik etkilere sahiptir. Propolis ayrıca pek çok yararlı biyolojik aktivitenin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle propolis, apiterapide, biyokozmetikte ve sağlılklı beslenmede fonksiyonel bir gıda destek ürünü veya doğal ilaç şeklinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bal arıları propolisi kovan içindeki delik ve çatlakların kapatılmasında, peteklerin tamir edilmesinde ve birbirlerine yapıştırılmasında, savunma ve kovan girişini daraltmak amacıyla kullanırlar. Propolisin güçlü dezenfektan etkisi bulunmaktadır ve arılar bu etkiden yararlanmak için kovan ile petek gözlerinin iç duvarlarını propolisle kaplarlar. Mikroorganizma gelişimini engelleyici etkisi propolisin en önemli özelliğidir ve bu farmakolojik özelliği nedeniyle eski zamanlardan günümüze kadar çeşitli amaçlar için insanlar tarafından kullanılmaktadır. Propolis, antimikrobial, antifungal, antiviral, anti-inflamatör ve anestezik etkilerinin yanında pek çok yararlı biyolojik aktivitenin gerçekleşmesine neden olur. Bu nedenle propolis, apiterapide, biyokozmetikte ve sağlıklı beslenme gibi pek çok alanda kullanılmaktadır.

Doğal ve koruyucu özellikleri olan propolisin kimyasal yapısı ve farmokolojik özelliklerinin daha ayrıntılı incelenmesi sonucunda çeşitli şekillerde kullanımını yaygınlaşmıştır. Propolis ürünlerini kapsül, tablet, granül, damla, pastil, deri kremi, ruj, şampuan, ağız spreyi ve çiklet şeklinde kullanmak mümkündür. Propolis; antibakteriyel, antifungal, antiviral, antiinflammatör, antiülser, lokal anestezik, karaciğer koruyucu, antitümör, immünostimülatör özellikler gibi çok sayıda biyolojik aktiviteye sahiptir. Bu nedenlerden dolayı apiterapide ve halk arasında popüler bir doğal besin olarak kullanılmaktadır.

  • İşlenmemiş ham propolis doğal olarak ağızda yumuşatılarak çiğnenebilir veya doğrudan yutularak kullanılabilir. İnsanların günde 10 g kadar propolis alabileceği belirtilmiştir.
  • Propolis, bakterilerin birçoğuna karşı öldürücü ya da gelişmelerini engelleyici bileşikler içermesi nedeniyle bazı bakteriyel hastalıklarda, bazı fungal hastalıklarda, içerisindeki esansiyel yağ asitleri nedeniyle lokal anestezide, kafeik asit nedeniyle grip, uçuk gibi viral enfeksiyonlara karşı, kafeik asitin antitümör etkisi nedeniyle akciğer kanserlerinde, doku ve hücrelerin formasyonunu düzenlemede, antiromatik özelliği nedeniyle romatizma hastalıklarda tedaviye yardımcı olarak kullanılmaktadır.
  • Çürümeyi ve bozulmayı engelleyici özelliğiyle gıda sanayinde,
  • Çimlenme engelleyici olması nedeniyle yumrulu bitkilerin saklanmasında,
  • Mobilya sanayisinde (cila işlerinde)
  • Propolis bitki ekstraktları, arı sütü ve E vitamini ile birlikte kozmetik alanında gün geçtikçe artan oranlarda kullanılmaktadır. Cildi besleyici, temizleyici ve onarıcı ürünlerden krem, süt ve pomatların yapımında geniş ölçüde kullanım alanına sahiptir.

Evcil hayvanların ayak ve deri problemlerinin çözümünde, endometritisin tedavisinde başarılı sonuçlar vermiştir.

Bal Mumu
Bal mumu, Asya kökenli Apis dorsata, Apis florea, Apis indica, Afrika kökenli Apis mellifera adansonii ve Avrupa kökenli Apis mellifera gibi farklı balarıları tarafından üretilen doğal bir üründür. İki haftalık, işçi arıların abdomeninin ventral bölgesinde bulunan dört parçalı bal mumu bezler, tarafından salgılanır ve indirgen şekerlerden sentezlenir.

Bal mumu isçi arıların 12–18 günlük yaş dönemlerinde 4, 5, 6 ve 7. abdominal segmentlerdeki mum salgı bezlerinden salgılanan bir maddedir. Saf balmumu, arı koyu renkli bal ya da şeker şurubu ile beslense de daima beyaz renklidir.  Rengi salgılandığı anda beyaz olmasına rağmen, daha sonra koyulaşarak sarıya veya kahverengine döner.  Mum peteğindeki sarı renge, polen kaynaklı yağ içinde eriyebilen karotenoid pigmentleri neden olmaktadırlar.

Arılar bu maddeyi yavru yetistirmek, bal ve polen depolamak üzere gerekli depo gözlerini örmek için salgılarlar. Kuluçka gözleri, koza fragmentlerinin hücrelerde birikmesi sonucu uzun süreli kullanımlardan sonra koyu renge dönüşmektedir. Günümüzde peteklerin balı süzüldükten sonra geriye kalan örülmüş petek mumları eritilip yabancı maddelerden ayrılarak tekrar arıcılıkta kullanılmaktadır.

Bal Mumunun Tarihçesi

Kültürel miras olarak balmumu en çok kullanılan hayvansal kaynaklı maddedir. Eski çağlardan beri, aydınlanmada ya da yalıtımda, çanak çömlekçilikte sızdırmazlığı sağlamada kullanılmaktadır. Mısırlılar, balmumunu mumya yapımında balsam içerisinde ve gemi sanayinde, Romalılar ve Yunanlılar, su geçirmez taş zeminlerde ve mermerlerin cilalanmasında kullanmaktaydılar. Orta çağa kadar, bir boyama tekniği olan çini yapımında, tutkal olarak değerlendirilmekteydi. Balmumu, yüzyıllar boyunca, mum heykeltıraşlığını gerçekleştirmede kullanılmıştır. 17. ve 20. yüzyıllarda balmumu heykeltıraşlığı anatomik oymacılık ve botanik modeller yapımı yönünde gelişme göstermiştir.

Bal Mumunun Fiziksel Özellikleri

Bal mumunun kendine özgü bir özgül ağırlığı, kokusu ve karakteristik bir tadı vardır. Bal mumu suda erimez, eter kloroform ve yağlarda tamamen erir.  Kuzey Asya kökenli balmumu (Apis dorsata, Apis florea, Apis cerana tarafından üretilen) Ghedda mumu olarak adlandırılır, kimyasal ve fiziksel açıdan, Apis mellifera tarafından üretilen balmumundan farklıdır. 15 °C’de parmaklar arasında sıkıldığı zaman ufalanır. 45–48 °C’de ise yumuşar ve kolayca şekil verilebilen bir yapıya kavuşur. İşçi arılar ham mumu 34°C’de çiğneyerek petek gözlerinin yapımını gerçekleştirirler.  Bal mumunun erime noktası 64°C’dir.

 Kimyasal Kompozisyonu

Bal mumu, hidrokarbonlar (%14), triesterler (%3), hidroksimonoesterler (%4), hidroksipoliesterler (%8), monoasit esterler (%1), asit poliesterler (%2), serbest asitler (%12), serbest alkoller (%1) ve %1 oranında tanımlanamaya bileşiklerden meydana gelmektedir.

Arı zehiri eklem ve romotizmal hastalıklarda kullanıldığı bilinmektedir. Aynı zamanda gripal hastalıklarda ve ortopedi rahatsızlığı olan kişilerde uygulanmaktadır. İltihap türü durumlarda ise arı zehirinin kurutucu ve ağrı kesici gibi özellikleri bulunmaktadır.

Amerika’da bulunan apiterapi birliği yapmış olduğu araştırmalar neticesinde, doku sertleşmesi, deri veremi, yaşlı insanlarda görülen deri sertleşmesi, kronik yorgunluk durumu, yara izleri, deri kanseri, ekzema türü  hastalık çeşitlerinde arı zehiri tedavi amaçlı kullanılmıştır.

Genel olarak, immünolojide, alerjik hastalıkların tedavisinde, romatizmal hastalıklarda, gut hastalığında, sclerosisde (doku sertleşmesi), ayrıca scleroderma (yaşlılar insanlarda görülen deri sertleşmesi) ve astım gibi değişik hastalık türlerinde de kullanılmaktadır. Yine saymış olduğumuz bu hastalıklarının yanında, epilepsiye,  arthritis çeşitlerine, bazı kanser çeşitlerine, boğaz enfeksiyonlarına, migrene, kolesterole, sinüzite, kansere, ülsere, astıma yönelik tedavilerde arı zehiri kullanılmaktadır.

KAYNAKLAR

 ANONİM, 2000. Arı sütü. TSE, Türk Standard; TS 6666 / Aralık 2000, ICS 65.140;67.230, 1–9.

 ANTINELLI, J.F., ZEGGANE, S., DAVICO, R., ROGNONE, C., FAUCON, J.P and LIZZANI, L. 2003. Evaluation of (E)-10-hydroxydec-2-enoic acid as a freshness parameter for royal jelly. Food Chem., 80: 85–89.

BLOODWORTH, B.C., HARN, C.S., HOCK, C.T and BOON, Y.O. 1995. Liquid chromatographic determination of trans–10-hydroxy -2-decenoic acid content of commercial products containing royal jelly. J. A.O.A.C. Int., 78 (4): 1019–1023.

BLUM, M.S., NOVAK, A.F. and TABER, S. 1959. 10-hydroxy -2-decenoic acid, an antibiotic found in royal jelly. Science, 130: 452–453.

BOSELLI, E., CABONI, M. F., SABATINI, A. G., MARCAZZAN, G. L and LERCKER, G. 2003. Determination and changes of free amino acids in royal jelly during storage. Apidologie, 34: 1–7.

CEMEROĞLU, B. 2007. Gıda Analizleri. Gıda Teknolojisi Derneği Yayınları No:34,   Ankara, 535 ss.

FERIOLI, F., MARCAZZAN, G. L. and CABONI, M. F. 2007. Determination of (E)-10-hydroxy-2-decenoic acid content in pure royal jelly: a comparison between a new CZE method and HPLC. Journal of Separation Science, 30, 1061 – 1069.

GARCIA-AMOEDO, L. H and ALMEIDA-MURADIAN, L. B. 2007.  Physicochemical composition of pure and adulterated royal jelly. Química Nova ,30(2): 257-259.

GENC, M ve ASLAN, A. 1999. Determination of trans-10-hydroxy-2- decenoic acid content in pure royal jelly and royal jelly products by column liquid chromatography. J. Chromatogr. A, 839 (1–2): 265–268.

GENÇ, F. ve DODOLOĞLU, A. 2003. Arıcılığın temel esasları. Atatürk Üniversitesi Yayınları No:19, Ziraat Fakültesi Yayın No: 341, Erzurum, 338 ss.

GRAHAM, J.M. 2003. The hive and honey bee. Dadant & Sons, Hamilton, Illinois, 1324 pp.

GÜLER, A. 2006. Bal Arısı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Kitabı No: 55, Samsun, 574 ss.

GÜREL, F. 2012. Arıcılık sektörü ve etik ilkeler. TSE Standard, Ekonomik ve Teknik Dergi, 601: 74–79.

JIANKE, L. and SHENGLU, C. 2005. Royal jelly and human health. Am. Bee. J., 145 (5): 398-402.

JIANKE, L., LA, Z., BOXIONG, Z and SHENGLU, C. 2005. How royal jelly maintains its quality within the colony. Am. Bee. J., 145 (9): 736-738.

KAMAKURA, M., FUKUDA, T.,FUKUSHİMA, M. and YONEKURA, M. 2001. Storage-dependent degradation of 57-kDa protein in royal jelly:  possible marker for freshness. Biosci Biotech Biochem, 65 (2): 277-284.

KARACAOĞLU, M. 2012. Türkiye arıcılığının yapısal analizi. TSE Standard, Ekonomik ve Teknik Dergi, 601: 27–33.

KARAALI, A., MEYDANOGLU, F. and EKE, D. 1988. Studies on composition, freeze-drying and storage of Turkish royal jelly. J. Apic. Res., 27(3): 182–185.

KORKMAZ, A. ve ÖZTÜRK, C. 2010. Arı Sütü. Samsun İl Tarım Müdürlüğü, Kardeşler Ofset, Samsun, 43 ss.

KÖSEOĞLU, M. ve DOĞAROĞLU, M. 2012. Arı ürünleri. TSE Standard, Ekonomik ve Teknik Dergi, 601: 94–98.

KRELL, R. 1996. Value added products from beekeeping. FAO Agricultural Services Bulletin No:124, Rome, Italy.

LERCKER, G., CAPELLA, P., CONTE, L.S., RUINI, F. and GIORDANI, G. 1982. Components of royal jelly: II. The lipid fraction, hydrocarbons and sterols. J.Apic. Res., 21(3): 178–184.

LERCKER, G., SAVIOLI, S., VECCHI, M.A., SABATINI, A.G., NANETTI, A. and PIANA, L. 1986. Carbohydrate determination of royal jelly by high resolution gas chromatography (HRGC). Food Chem., 19: 255–264.

MARCONI, E., CABONI, M.F., MESSIA, M.C. and PANFILI, G. 2002. Furosine: a suitable marker for assessing the freshness of Royal Jelly. J. Agri. Food Chem., 50: 2825–2829.

MESSIA, M.C., CABONI, M.F and MARCONI, E. 2005. Storage stability assessment of freeze dried RJ by furosine determination. J. Agri. Food Chem., 53: 4440–4443.

MÜNSTEDT, K. and GEORGI, R.V. 2003. Royal jelly, a miraculous product from the bee hive?. Am. Bee. J., 143 (8): 647-650.

NATION, J.L. and ROBINSON, F.A. 1971. Concentration of some major and trace elements in honeybees, royal jelly and pollen, determined by atomic absorption spectrophotometry. J.  Apic. Res., 10 (1): 35–43.

SABATINI, A.G., MARCAZZAN, G.L., CABONI, M.F., BOGDANOV, S.F. and MURADIAN, L.B.C. 2009. Quality and standardization of royal jelly. JAAS, 1(1): 16–21.

SERRA BONVEHI, J. 1991. Study of adulteration of royal jelly with other honey bee products and water. Prod. Sanidad Anim, 6(2): 99-111.

SESTA, G. 2006.  Determination of sugars in royal jelly by HPLC. Apidologie, 37: 84- 90.

SIMUTH, J., BILIKOVA, K., KOVACOVA, E., KUZMOVA, Z. and SCHRODER W.  2004. Immunochemical approach to detection of adulteration in honey: Physiologically active royal jelly protein stimulating TNF- alpha release is a regular component of honey. J Agric Food Chem, 52 (8): 2154–2158.

STOCKER, A., SCHRAMEL, P., KETTRUP, A. and  BENGSCH E. 2005. Trace and mineral elements in royal jelly and homeostatic effects. J Trace Elem Med Biol, 19 (2–3):183–189.

TETIK, N., TURHAN, I., OZIYCI, H.R. and KARHAN, M. 2011. Determination of D- pinitol in carob syrup.  Int J Food Sci Nutr, 62(6):572–576.

VITTEK, J. and SLOMIANY, B.L. 1984. Testosterone in royal jelly. Experientia, 40: 104–106.

YATSUNAMI, K. and ECHIGO, T. 1985. Antibacterial action of royal jelly. Bull. Fac. Agr., Tamagawa University, 25: 13–22.

ZHENG, H.Q., WEI, W.T., WU, L.M., HU, F.L. and DIETEMANN, V. 2012. Fast determination of royal jelly freshness by a chromogenic reaction. J Food Sci, 77 (6):247-252.

 

ÖNCEKİ SAYFA